6 Ağustos 2012 Pazartesi

Breaking and Entering


















Günler sonra dün gece evde uyumak nasip oldu ve ben aslında yayıla yayıla bir film izlemek, biraz kitap okumak için bugüne ait bütün işlerimi erteledim. Biraz kitap okudum, biraz yayıldım ve biraz film seyrettim. Malum gündüz saatlerinde seçimlerimi genelde romantik komedi tarzında filmlerden yana kullanıyorum. Aslında ilk olarak La Fille Sur Le Pont 'a tıkladım ama film siyah beyaz olunca vazgeçtim. Sebebini bilmiyorum ama siyah beyaz bir film izlemek istemedim sanırım. İkinci seçimim Breaking and Entering oldu ve iyi bir tercih oldu. Normal şartlarda bu filmi bu kadar beğenir miydim bilemiyorum ama günü kurtarma seviyesi mükemmele yakın oldu dersem yanlış olmaz.

Filmin yönetmenliğini The English Patient, Cold Mountain gibi Oscar sahibi filmlerin yönetmeni Anthony Minghella yapıyor. 2008 yılında hayata gözlerini yuman Anthony Minghella 'nın son filmi 2006 yılında seyirciyle buluşturduğu Breaking and Entering. Filmin başrol kadrosu ise dikkat çekici türden. Jude Law, Juliette Binoche, Robin Wright, Vera Farmiga gibi isimlerden oluşuyor. Film "Hırsız" ismi ile dilimize çevrilmiş ve bununla ilgili iki farklı görüşüm var. Eğer gerçek anlamıyla kullanılmışsa başarısız, mecaz anlamıyla kullanılmışsa başarılı bir çeviri olmuş. Bunu bir dipnot olarak belirtmek istedim.


ANTHONY MINGHELLA

Breaking and Entering, kadın-erkek ilişkileri üzerine bir film olmuş. Bu tarz filmlerin altından Jude Law 'ın çok iyi kalktığını düşünmeye başladım. Kendi fikrimce Jude Law 'ın rol aldığı bir diğer kadın-erkek ilişkilerinden bahseden Closer hak ettiği değeri ve ilgiyi görememiş bir filmdi. Closer ile ilgili eleştirilebilecek detaylar olduğu bir gerçek ama birtakım yanlışlar her zaman bütün doğruları götürmemeli. Yakın zamanda kadın-erkek ilişkilerine dair bir film olan İklimler 'i izlemiş ve yazmıştım. Aslında bunu bir kıyas yapmak için söylemiyorum ama en azından İklimler 'i izleyenleriniz varsa şunu söyleyebilirim ki İklimler daha gerçekçi ve bize uygun Breaking and Entering ise daha etkileyici ve başarılı bir film.

Filmin konusu ise şöyle: Will(Jude Law), Londra 'da yeni bir ofis açmış olan başarılı ve işkolik bir mimardır. Sevgilisi Liv(Robin Wright) ve Liv 'in sorunları olan kızı Bea(Poppy Rogers) ile yaşamaktadır. Dışarıdan bakıldığında iyi giden bir ilişkileri vardır ama aslında aralarında adını koyamadıkları bir duvar hep vardır. Bir türlü bunu aşıp mükemmele yaklaşamazlar. Will, ofisi ilk açtıktan kısa bir süre sonra arka arkaya birkaç hırsızlık olayı meydana gelir ve ofisi soyulur. Hırsızı yakalamak için her gece ofisin önünde arabasıyla beklemeye başlayan Will, bir gece hırsızı görür ve kovalamaya başlar. Henüz çocuk yaşlarda bulunan bu hırsızı evine kadar takip eder ve ne olup bittiğini anlamak için polise ihbar etmek yerine terzi olan annesiyle tanışır. Başta sıradan bir müşteri gibi davranıp, çocuğun terzi olan annesi Amira(Juliette Binoche) ile iletişim kuran Will 'in hesaba katamadığı şey ise Liv ile yaşayamadığı, bulamadığı şeyleri Amira ile yakalayacak olmasıdır. Şimdi ortada problemli birer çocuğa sahip ve çocukları için her şeyi yapabilecek iki kadın ve aralarında kalan kafası karışık bir adam vardır.




Filmde kafası karışın ve ikilemde kalan adamı Jude Law iyi oynamış. Zaten böyle rollere iyi gittiğini kimse inkar edemez sanırım. Robin Wright 'ın karizması yine üzerindeydi. Benim normal hayatta hep bahsettiğim "kadın karizması" olayının canlı örneği kendisi. Juliette Binoche 'un canlandırdığı karakter ise savaş sonrası Bosna 'dan oğlu ile İngiltere 'ye göç etmiş Müslüman bir kadındı ve ekşisözlük 'te bir yazar bu durumdan Hollywood 'un Müslüman bir kadına farklı bir bakış açısı getirdiğinden bahsetmiş. Sanırım benimde gördüğüm en farklı bakış açısı buydu.

- inceden spoiler - 

Amira 'nın Bosna 'da yaşadığı olaylardan markette bahsetmek istememesi ve oğlunun adının bir Müslüman adı olan Mirsade olması sayesinde savaştan nasıl kurtulduklarını anlattığı kısımlar Bosna Savaşı 'na dair enteresan notlardı. Londra gibi bir şehirde, şehre ait ilişkilerden bahseden bir filmde, bu ayrıntılara değinilmesi güzel detaylardı diye düşünüyorum. 

- spoiler biter -





Twitter 'da var ya hani sürekli canı yanmış bir kadın, yok ağlayan bir kadın, seven bir erkek falan gibi temaları olan twitler hani. Hepsi bir yana ama kafası karışmış bir erkeğin durumu da hiç iç açıcı değil ve bence üzerinde durulması gereken bir konu. My Blueberry Nights yazıma yorum yapan sevgili anonim, kim olduğunu halen düşünmekteyim ve bulamadım. Bu yazımı da okuduktan sonra "seçtiğin filmler apaçık" gibi veya "bu senin lanetin" gibi yorumlar yapar mısın bilmiyorum. Ama bu konular üzerine yazılacak değil, konuşulacak ve yaşanması gereken şeyler var sende bunu bil. Benim lanetim belkide senin bahsettiğin şey değildir de budur ha ne dersin?

2 yorum:

  1. Filmin adını duyunca durakladım epeyce. Çok tanıdık ama uzak geliyor. Böyle bir kadroyu kaçırmadığıma emin olsam da (Law ve Binoche!) filmle ilgili düşüncelerimi çok anımsayamadım. Yazını okuyunca jeton köşeli de olsa düştü :) Film 2005 yapımı ve ben yıllar önce seyretmişim. Beğenmiştim, seyretmeye değer olduğuna da inanıyorum. Özellikler performanslar çok başarılıydı. Senaryo da benzerlerine göre yerini güzelce korumuştu. Filmi hatırlattığın için teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kadar çok film izleyince senin bile arada hatırlamakta zorlandığın olabiliyormuş demek ki :) teşekkür ederim çok saol

      Sil