1 Mart 2013 Cuma

Kelebeğin Rüyası


















Vizyona girmesini uzun süredir beklediğimiz yerli yapımlardan biriydi Kelebeğin Rüyası. Dün gidip yerinde gördük kendisini. Yılmaz Erdoğan 'ın genel anlamda iyi projelerle karşımıza çıkması, Kıvanç Tatlıtuğ 'un ilk sinema deneyimi olması, Mert Fırat ve Farah Zeynep Abdullah gibi son dönemin önemli oyuncularını bünyesinde barındıracak olması gibi sebepleri yan yana koyunca izlemeyi gerektiren bir projeydi. Film ile ilgili oldukça iyi şeyler okuyoruz vizyona girdiğinden beri. Kendi fikrime gelince mükemmel miydi peki? Mükemmelden diyemesem bile güzel olmuş demek zor değil. Başlayalım bakalım filmde ne görmüşüz, ne anlamışız, ne hissetmişiz anlatalım.

Filmin yönetmeni ve senaristi Yılmaz Erdoğan. Yönetmen koltuğunda bir projesini görmeyeli bir hayli zaman olmuştu aslında. Oyuncu kadrosuna gelince Kıvanç Tatlıtuğ, Belçim Bilgin, Mert Fırat, Farah Zeynep Abdullah ve Yılmaz Erdoğan başrolde karşımıza çıkarken Taner Birsel, Ahmet Mümtaz Taylan isimleri de filmin güzel yanları olarak dikkat çekiyor. Ahmet Mümtaz Taylan, Taner Birsel ve Yılmaz Erdoğan 'ı -her ne kadar film boyunca aynı karede çok fazla görünmemiş olsalar da- Nuri Bilge Ceylan 'ın Bir Zamanlar Anadolu 'da filminden sonra aynı projede görmek çok güzeldi. Üçü de çok özel oyuncular kesinlikle.


YILMAZ ERDOĞAN


Senaryoya gelince 1941 yılının Zonguldak 'ındayız. İnsanların yazdıklarının ilk başta kendileri olmak üzere heyecan yarattığı ve değerli olduğu zamanlar yani. Muzaffer(Kıvanç Tatlıtuğ) ve Rüştü(Mert Fırat) memurluk yapmakta olan şiir sevdalısı iki gençtir. Kanunla birlikte Zonguldak toplumunun kömür ocağından fazlasıyla nasibini aldığı o yıllarda bu iki arkadaş yazdıkları şiirleri sürekli postalayıp Varlık Dergisi 'nde yayınlanmasını beklerler. İyi şiir yazan bir de hocaları vardır ki Yılmaz Erdoğan 'ın canlandırdığı bu karakter Behçet Necatigil 'dir. 

Bu iki arkadaş şiir tutkularıyla böyle kavrulup giderken bulundukları yere bir gün Suzan(Belçim Bilgin) çıkagelir. Suzan henüz lise çağlarında, çok güzel ve sevecen bir kızdır. Muzaffer ve Rüştü 'nün ilgi duymasıyla başlayan süreç onun için mücadeleyi bir şiir düellosuna dönüştürüp birlikte arkadaş olmaya kadar sürecektir. Bu arkadaşlıkları bir gün Rüştü 'nün aklına gelen bir senaryo fikri ile bir tiyatro oyunu oynamaya dönüşür. Fakat bir sorun vardır: Rüştü ve Muzaffer veremdir ve Suzan 'ın belediye başkanı olan babası(Ahmet Mümtaz Taylan) kızının bu iki delikanlı ile görüşmesini istemez.




Kelebeğin Rüyası 'nın fragmanını çok beğenmiştim. Aslında sinematografi denilen filmin görüntüleri ile ilgili kısmı oldukça iyi görünüyordu fragmanında ama ne yalan söyleyeyim bu kadar iyi olacağını hiç beklemiyordum. Görüntü kalitesi açısından dünya standartlarında müthiş bir iş çıkarmış ekip. Bu konuda görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki kalitesini oldukça hissettirmiş. Çağan Irmak ve Nuri Bilge Ceylan 'ın da pek çok filminde görüntü yönetmenliği yapmış olan Tiryaki 'nin sanırım kariyer zirvesi Kelebeğin Rüyası olacak şu an için. Aslında yerli sinemamız içinde belki zirve olabilir, emin değilim. 

Oyunculuklar konusuna gelince en merak edilen konu Kıvanç Tatlıtuğ elbette ve artık tam anlamıyla bir oyuncu olduğunu söyleyebilirim. Her ne kadar Kuzey Güney 'deki performansını pek beğenmeyip oynadığı karakterle de alakalı olarak üzerinde çok kasıntı durduğunu düşünüyor olsam da(bu açıklamayı yapmamın sebebi Kuzey Güney performansının çok beğeniliyor olması) rolün altından müthiş kalkmış. Ezel 'de canlandırdığı Sekiz karakterinin en iyi performansı olduğu fikrindeyim hâlen ama Kelebeğin Rüyası 'ndaki Şair Muzaffer Tayyip Uslu karakterininde hakkını sonuna kadar vermiş. 




Mert Fırat bence ülkenin en yetenekli oyuncularından bir tanesi. Oynadığı her rolün hakkını veren cinsten. Kelebeğin Rüyası 'nda da çok iyi iş çıkarmış ve fikrimce filmin oyunculuk anlamında kendini en hissettiren performansına sahip. Yılmaz Erdoğan, Taner Birsel, Ahmet Mümtaz Taylan önemli ustalar elbette ama belki de bir adım daha geride kaldıklarından en çok Mert Fırat 'ı beğendim. Belçim Bilgin 'e gelince tamam çok güzel bir kadın, tamam ekrana çok yakıştığı doğru, tamam iyi bir yüz ama sadece o kadar işte. Filmin zayıf halkasıydı bence ve eminin izleyen hemen herkes aynı şeyi düşünecektir.

Türkiye 'de çekilmiş bir dönem filmi için kostüm ve mekan tasarımları da kusursuzdu. Bunların içinde başroldeki karekterlerin giysileri bir yana tenis kıyafetleri oldukça dikkat çekiciydi ve izleyen herkesin o kıyafetleri çok beğendiğine eminim. Sarma sigaralar, pantolon askıları, şapkalar ile uzayıp giden kocaman bir liste var ve bu konuda çok emek harcandığı kesin. Kıvanç Tatlıtuğ ve Mert Fırat 'ın hastalıklarına bağlı olarak o incecik kalmış bellerine oturtulmuş pantolonlar da harikaydı. 




Gelelim şu hassas konulara. Malum film 1941 yılında Zonguldak 'ta geçiyor ve Zonguldak 'ın kömüre bağlı kaderi malum. Bu madencilik faaliyeti filmde de üzerinde bir hayli durularak işlenmiş. Ben de bir maden mühendisliği öğrencisiyim ve bir aksilik olmazsa gelecek yaza mühendis olacağım. Biraz hassas, bizim için biraz yorucu ve işin dram kısmını bizler için biraz daha arttıran konulardı filmin içeriğinde. O açıdan madenci arkadaşlarıma izlemeleri için özellikle tavsiye edebilirim. 

- spoiler - 

Özellikle bir sahnede tam madene inilirken bir işçinin dua ettiğini görüyoruz. "Herkes evinden allahaısmarladık diye çıkar, madenciler hakkını helal et diye" sözü inceden düğümlendi boğazıma orayı görünce.  

- spoiler -




Kelebeğin Rüyası 'nın anlattığı şeyin şiir sevdalısı iki arkadaş olduğunu söyledim. Yılmaz Erdoğan 'ın kalem aldığı bu hikâye gerçek bir olaydan uyarlama ama bu hikâyenin tutarlılığı, Erdoğan 'ın aklına nereden geldiği, ne zamandır bunun için uğraştığına dair bir şeyler okumadım henüz. Bu hikâye Behçet Necatigil 'in ağzından mı çıktı gerçekten yoksa farklı bir şekilde mi bilemiyorum. Bununla ilgili bir araştırma yapmadım açıkçası. 

Filmi izledim de kağıt ve daktilonun değeri, insanların yazma çabaları, teknolojiyle tükenmemiş hayatlar, edebiyata odaklı hayatlar... Ne olurdum nasıl olurdum bilmiyorum ama dünyaya gelmek için biraz geç kaldığımı düşünüyorum hep. Yaşamam gereken zaman bu olmasaydı belki daha mutlu olurdum. Bilmiyorum, bilemiyorum, bilemeyeceğim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder