24 Haziran 2016 Cuma

Vikings


















Dizilerle pek aram yoktur. Finalini gördüğüm tek yabancı dizi Breaking Bad mesela. Diziye harcanan süre içerisinde okunabilecek kitapları, izlenebilecek filmleri düşündükçe daha da uzaklaşmışımdır hep ama son dönemde biraz farklı ilerliyorum. Çok sayıda dizi takip etmeye başladım ki bunlardan ilgimi en çok çeken Vikings'i yazmak istedim. Dizinin dördüncü sezonu henüz bitti ve artık beşinci sezonu büyük merakla bekliyoruz. Patronumun Sense8, Shameless, Da Vinci's Demons gibi dizilerle birlikte bana ısrarla önerdiği dizilerden Vikings. Bu konuda çok şanslıyım. Dizilerden, filmlerden, kitaplardan konuşabildiğim, tavsiye edebildiğim ve tavsiyesini dinleyebildiğim bir patronum var ki herkese nasip olmaz. Özellikle günde dokuz saatinizi birlikte geçirdiğinizi düşününce şansın boyutu çok daha anlaşılır oluyor. Yazıya başlamadan önce çok kritik olmasa da yüzeysel olarak spoiler içereceğini hatırlatmak isterim. 

Vikings, isminden tahmin edilmesi zor olmayacak şekilde tarih boyunca çok merak edilmiş, saygı duyulmuş, pek çok ülkede pek çok dalda konu olmuş, bugünkü İskandinav Ülkeleri'nde yaşayan insanların ataları olan Vikingler'den bahsediyor. Dizinin omurgasında Vikingler'in savaşçı kralı Ragnar Lothbrok var. Ragnar, IX. Yüzyıl döneminde İngiltere ve Fransa'ya yaptığı akınlarla Avrupa'ya korku salmış bir Viking kralı. Dizinin başında Ragnar bir çiftçi ve savaşçıdır. Vikingler, yılın belli döneminde gidebilecekleri noktalara seferler düzenliyorlar ki bu noktalar mesafe ve iklimsel koşullar açısından bugünkü tabirle daha garanti görülen yerlerdir. Ragnar açık denizlerde yön bulmanın bir yöntemini öğrenir. Bu şekilde İngiltere'ye sefer düzenleyebileceklerini ve daha fazla ganimetle dönebileceklerini düşünür fakat fikirleri Lord'un pek hoşuna gitmez. Ragnar, izinsiz olarak bir grup savaşçıyı da yanına alarak İngiltere'ye bir sefer düzenler ve korumasız bir kiliseyi yağmalayarak çok değerli ganimetlerle geri döner. Hikâye bu tema üzerinden yönünü bulur ve Ragnar ile birlikte yükselir. 

Söz konusu bir dönem dizisi olduğu zaman hikâyeye saygı duymak adına gerçeğe bağlılık oldukça önemlidir. Toplumsal yaşam, olayların ve karakterlerin tutarlılığı, aynı zamanda tarihsel dönem ile tutarlılığı, olayların gerçekliği gibi konulara dikkat edildiği ölçüde seyirci de saygı duyar. Elbette fantastik kurguları ayrı tutuyorum. Bu duruma ne kadar sadık kalındığını bilemiyorum ama internet üzerinden yaptığım üstünkörü araştırmalara göre hikâyeye sadakat önemli ölçüde sağlanmış Vikings'te. Bunların içinde benim ilgimi oldukça çeken kısımlar; dinsel ögeler, kadının o dönem Viking toplumundaki konumu, Vikingler'in dış görünüşü, anlayışları, yaşam tarzları gibi konular. Detaylandırmadan önce çekimlerin İrlanda'da gerçekleştiğini ve Kuzey'in soğuk, puslu, karlı ikliminin başarıyla ekrana yansıtıldığı da bir not olarak burada dursun. Bir dönem Kıvanç Tatlıtuğ'un da Vikings'te birkaç bölüm oynayacağı konuşulmuştu ama gerçekleşmedi en azından şimdilik. Fikrimce çok yakışır, umarım bir gün görme şansını elde ederiz.

Dizinin dinsel ögeleri oldukça ön plana çıkardığını söylemek mümkün. İlerleyen sezonlarda özellikle Floki ve Atheltsan karakterleri üzerinden bu yönde çok fazla işleyiş söz konusu. Vikingler, dizide "pagan" olarak yorumlanıyor. Paganizm ve pagan tam olarak ne ifade ediyor bilemiyorum anladığım bir konu değil ama ben anlatılan Viking insanlarını "çok tanrılı" olarak tanımlayabilirim. Dizinin hemen başındaki İngiltere'de yapılan kilise yağması sırasında, Ragnar kendi dillerini bildiğini fark ettiği Rahip Atheltsan'ı köle alarak ülkesine getirir. Zaman içinde aileden birine dönüşen Atheltsan bununla da kalmaz ve Viking savaşçıları ile birlikte baskın ve yağmalara da katılır. Bu dinsel tema konusunda olayın Hristiyanlık boyutundaki en önemli karakter Atheltsan. Ragnar ile birbirlerine çok iyi iki dost olurlar ve inançlarından etkilenirler ki bu etkilenme süreci iki taraf adına da oldukça belirgin olarak seyircisine aktarılıyor. Dizinin üçüncü sezonu ileri seviyede bir Hristiyanlık propagandası ile geçiyor. Vikingler'in Hristiyanlık'a geçişi ise dizide henüz karşılaştığımız bir şey değil ki tarihte de ne zaman geçiş yaptıklarını bilmiyorum. Vikingler'in din adamlarına, dinlerine, tanrılarına çok saygı duyduğunu dizide görüyoruz ki bu saygının seviyesine bağlı olarak senaryoda önemli kırılma anları da mevcut. Bunların dışında kâhinleri de var ve neredeyse her karakter geleceği ile ilgili bir şeyler öğrenmek adına kâhinden yardım istiyor. Fakat bu konuda olumsuz bir eleştirim var: bir süre sonra kâhinin her söylediğinin gerçek olduğunu fark etmek dizinin gelecek bölümlerini tahmin edilebilir kılıyor.

Kadının toplumdaki yerine gelirsek bu kısım bende çok net değil. Fazla detaycı düşünmeyen biri konuya benim kadar takılmayabilir. Bunun en önemli sebebi de dizinin Ragnar'la birlikte ana karakteri olan Lagertha'nın bir savaşçı olması ve bunun da ötesinde savaşçılığının ve güzelliğinin de etkisiyle mükemmel bir dizi karakteri olarak karşımıza çıkması. Katheryn Winnick hayran olunacak, âşık olunacak kadar güzel bir kadın ki dizide hayat verdiği Lagertha karakteri ile bambaşka bir boyutta olduğunu söylemek mümkün. Kadınlar eşlerini seçebiliyor, Kraliçe'nin hakları Kral ile neredeyse eşit seviyede, lord olabiliyorlar, savaş ve yağmalara katılıyorlar, hatta kocalarını terk ettiklerini bile gördük. Bunlara karşılık, çok eşlilik pek göze çarpmasa da olabileceğini görebiliyoruz dizide. Erkeğin sözüyle kadın geri planda kalabiliyor vs. Dediğim gibi bu geri planda kalma, başka bir kadınla evlenebilme gibi konular biraz detay olarak kalsa bile dikkatlerden kaçmıyor. Ama gerçekten merak uyandırıcı, eminim izleyen pek çok kişi kadınlarla ilgili detayları ilgi çekici bulacaktır.

Günlük yaşamlarında savaşçı ve göçebe bir ırk. Bu açıdan bize de benziyorlar aslında ki altyazıda barbar kelimesini de bol bol görüyoruz. Anlaşılan Avrupa'nın "üstün" ırkları bizim gibi Vikingler'i de uzunca bir süre yaftalamışlar ki haksız sayıldıklarını söylemek zor. Yazılı eser yok, daha doğrusu yazı olmadığı için herhangi bir eser yok. Dizide bu konudan bahsedildiği gibi gerçekte de bu sebepten ötürü Vikingler'in o dönemini araştırmak oldukça zormuş. Vikingler isimli bir çizgi film vardır ve benim yaş grubum çocukluğundan hatırlayacaktır. Özellikle o çizgi filmin etkisiyle hep çift boynuzlu miğfer taktıklarını düşünmüşüzdür ama böyle bir miğfer kullanmak bir yana neredeyse hiç miğfer kullanmamışlar ki dizide de pek miğfer görmedik. Başlıca savaş silahları balta, denizcilikte ve gemi yapımında çok iyiler. Avrupa'ya düzenledikleri baskınlarda bu gemiler çok önemli rol oynuyor. Bugün olduğu gibi o dönemde de uzun boylu, atletik, iri yapılı bir ırk görünümündeler.

Vikings'i oldukça ilgiyle takip ediyorum ve insanlara da şiddetle tavsiye ediyorum. Savaşçı bir ırk, dönem dizisi, Vikingler gibi tarihin en önemli toplumlarından birini anlatıyor olması vb. sebepler yeterince ilgi oluşturuyor zaten. Babamın dizinin ismini gördükten sonra "Vikingler'i mi anlatıyor bu dizi öyleyse ben de izleyeyim" dedikten sonra akşamdan sabaha ilk sezonu bitirene kadar uyumadığını ve ertesi gün işe geç gittiğini de bir not olarak aktarayım. Sanırım dizinin ne kadar sürükleyici, keyifli ve seyir zevki yüksek olduğunu buradan anlayabiliriz. Ayrıca kendisi Lagertha'ya âşık olmuş olup düşüncelerini insanlarla paylaşmaktadır. Kıyaslamak ne kadar doğru emin değilim ama Game of Thrones'un ortalığı kasıp kavurduğu şu günlerde Vikings'i defalarca kez tercih ederim. Eğer bir yerden başlayabilirseniz Lagertha'yı gören erkeklerin ve Ragnar'ı gören kadınların diziden kopması çok kolay olmayacaktır. 

8 Haziran 2016 Çarşamba

The Life of David Gale


















Alan Parker, 2003 yılından bu yana yeni bir film çekmedi. Son filmi de bugün size yazacağım The Life of David Gale. Yazmak ile ilgili seçiciliğimin en üst düzeyde olduğu bu dönemde filmi ne kadar beğendiğimi tahmin edeceksinizdir. Alan Parker, benim ilgi radarıma girmiş yönetmenlerden biri değil. Hatta bundan önce izlediğim tek filmi de Birdy idi ve onu da henüz birkaç ay önce izledim. İki filmi de ne kadar beğendiğimi göz önünde bulundurunca filmografisine ince bir giriş lazım aslında. Bir sonraki hedefim Midnight Express ve onunla da en kısa sürede ilgileneceğim ama şimdilik The Life of David Gale'den bahsedelim konuyu dağıtmadan. Yazının içeriği ağır spoiler içerecektir, bilginize...

Kevin Spacey'in oynadığı David Gale, Texas eyaletinde yaşayan saygıdeğer bir üniversite hocası ve idam cezasına karşı olan DeathWatch örgütünün en ön safında yer alan bir aktivisttir. Arkadaşı Constance ile birlikte hayatlarını idam cezasını engelleme çabasına adamışlardır. Filmin başladığı noktada David Gale, Constance'ı öldürmek ve öğrencisi Berlin'e tecavüz etmek suçundan idamını bekleyen bir mahkumdur. Genç ve başarılı gazeteci Bitsey yani Kate Winslet, Gale'in infazından bir, iki ve üç gün önce ikişer saatlik sürelerle Gale ile üç gün röportaj yapacaktır. Gale hikâyesini Bitsey'e anlatmaya başlar ve bir anda kendinizi olayın içinde bulursunuz. Aslında hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir ve Bitsey kendini beklediğinden çok farklı bir aksiyonun içinde bulur. 

Kevin Spacey'den bahsetmek istiyorum. Yer aldığı Se7en, The Usual Suspects gibi efsane filmler vardır ki bu iki film benimde favorilerimdendir. Bunların dışında Pay it Forward, American Beauty, L.A. Confidential ve daha birçok mükemmel filmde de yer almıştır. Son dönemde de House of Cards dizisinde Robin Wright ile birlikte ortalığı kasıp kavuruyorlar. The Life of David Gale de birkaç farklı açıdan benim için özel oldu. Benim, sonunda dumura uğradığım üç adet proje oldu bugüne kadar: Se7en, The Usual Suspects ve Behzat Ç.'nin 1.Sezon Finali. Behzat Ç.'yi hiç karıştırmadan hemen bir kenara koyuyor ve Se7en ile The Usual Suspects'in ortak noktası olan Kevin Spacey'e dikkat çekmek istiyorum. The Life of David Gale'in sonu belki bu boyutta değildi ama her ne kadar tahmin edilebilir olsa da özellikle "off the record" olayına bağlantısı ile etkileyiciydi. Kısacası Spacey yine sonuyla akılda kalıcı bir filmde bulunmuş. Kendisini takip edenler sonuyla izleyicisini tatmin etmekten öteye geçen filmlerin bu üçüyle sınırlı olmadığını da elbette bilirler. Hem oyunculuğu hem de yer aldığı yapımların kalitesi ile yeryüzünün en başarılı oyuncularından biri tartışmasız.

Biraz önce bahsettiğim gibi Se7en ve The Usual Suspects benim favori yapımlarından ikisi ve ben bu iki filmi izlediğim zaman girilebilecek bir twitter hesabım olsaydı veya blogger olduğum günler başlamış olsaydı filmler ile ilgili methiyeler düzer, uzun uzadıya Kevin Spacey'den bahsederdim. The Life of David Gale'i izlerken bir şey oldu ve ilk bir saatlik kısmı bittiği zaman Kevin Spacey'nin en iyi performansını izlediğimi düşündüm. Hatta filmin bitmesini bekleyemeden konuyla ilgili twit attım. Sarhoş sahnesi ayrı efsaneydi ama Constance'ın hastanede olduğu bölümde doktorun gelip Gale'i uyandırdığı an o uyanma sekansı nasıl bir oyunculuktu inanamadım. Anlık olarak bir sahnedeki oyunculuktan bu boyutta etkilendiğim çok fazla sahne gelmiyor aklıma. Mesela şu an ilk aklıma gelen Donnie Brasco'da Al Pacino'nun filmin sonunda evden çıkmadan önce attığı bakış ve Sean Penn'in Dead Man Walking'de infaz sahnesi oldu. Ama filmin sonuna doğru ilerledikçe o sahnelerin etkisinde biraz fazla kaldığımı fark ettim, geneli düşününce önceleri daha başarılı Spacey performansları izlemiştim ama hiç unutamayacağım iki sahne olarak aklıma çoktan kazındılar.

The Life of David Gale'in henüz başında dikkatimi çeken bir şey daha oldu tabi. Parmaklıklar arkasında bir adam ve onu dinleyen bir kadın teması. Silence of the Lambs, Dead Man Walking(En sevdiğim ikinci filmdir) bu temayla ilgili aklıma ilk etapta gelen iki iyi film ve Hollywood gerçekten bu temayı seviyor. Bu şekilde çok fazla iyi film üretildi. Bahsettiğim bu iki filmde Rahibe Helen ve Clarice Starling gibi iki efsane performans izlemiştik ve hem Susan Sarandon hem de Jodie Foster söz konusu rolleriyle En İyi Kadın Oyuncu Oscar Ödülü'ne uzanmıştı. Kate Winslet, Jamie Foxx ile birlikte bir türlü ön yargılarımı yıkamadığım iki oyuncudan biri. Ağızlarıyla kuş da tutsalar bir türlü ısınamıyorum. Buna karşılık ilk defa Kate Winslet'ı bir role bu kadar yakıştırdım. Daha iyi iş çıkardığı çok sayıda film var elbet ama bu sefer ilk defa tamam rolünü bulmuş diyebildim. Umarım Kate Winslet ile ilgili fikirlerim için The Life of David Gale bir kırılma noktası olur.

El Secreto De Sus Ojos(The Secret in Their Eyes), belirli bir konu ile ilgili düşüncelerimi değiştirmiş en önemli filmdir. İzledikten sonra uzun süre etkisinden kurtulmama izin vermemiş, beynimi kurcalayıp durmuş, delmiş geçmiş ve tecavüz suçlularının cezası ile ilgili düşündüklerimi değiştirmiştir. The Life of David Gale de tahminimce bu tarz bir amaç için çekilmiş bir film ve kesinlikle vermek istediği mesajı son derece akıcı ve etkileyici biçimde vererek sonuca ulaşıyor. Ölüm cezası ile ilgili kimilerinin fikirleri nettir ki bu konu genellikle tecavüz üzerinden tartışılır. The Life of David Gale'i de gördükten sonra eminim pek çok insan ölüm cezası ile ilgili farklı düşünmeye başlayacaktır. Dediğim gibi varmak istediği nokta ve vermek istediği mesajı göz önünde bulundurunca film gerçekten çok başarılı ve izleyenler bunun çok daha bilincinde olacaklardır.

Son bir haftada oldukça iyi filmler izledim ve bunlardan en iyisi The Life of David Gale idi. Bazen öyle olur; insan birkaç iyi filmi arka arkaya izler ve aşka gelir. İşte bu parıldama dönemlerinde kendimi burada bulduğum anlardan biriydi bugün. İzlemeniz şiddetle tavsiyedir, iyi seyirler.